Blogcu Anne Elif ile mini bir röportaj - ManyakAnne - Mükemmel anne yoktur, kendimizi kandırmayalım...

Blogcu Anne Elif ile mini bir röportaj

Blogcu Anne Elif ile mini bir röportaj

Aslında Elif’i (Elif Doğan, uzun uzun anlatmam gerek ama çok iyi tanıyorsunuzdur diye tekrar yapayım istemiyorum. Üç oğlu (Deniz-Derin-Derya), bir blogu, bir kitabı, harika yazıları, beni sakinleştiren bir ses tonu var… 

Bunu belki hiç yüzüne söylemedim ama yukarıda olduğu gibi buraya da yazayım. Elif, Blogcu Anne Elif, beni gerçekten sakinleştiriyor. Çok sinirlendiğim, bozulduğum zaman açıyorum, Instagram paylaşımlarını “onun ses tonuyla” okuyorum. Nasıl iyi geliyor anlatamam…  Bazı paylaşımlarını da yine onun ses tonuyla okuyor, kahkaha atıyorum. Anne çocuk hakkında yazan ilk isimlerden, hatta bence en cesur blog yazarı. Sakin. Alçak gönüllü… 2013 Mayıs’ta tanışmıştık. İyi ki tanımışım. Son zamanlarda minik oğlunu (evet, o harika 3 oğlan annesi) yüz üstü yatırdığı için öyle eleştiriler aldı ki, ona birkaç soru sormadan edemedim.

Şimdi susayım da, kısa sorular girsin devreye… Bana kalsa oturur saatlerce yazarım çünkü.

“Takipçi” kelimesini mi tercih ediyorsun, başka bir kelime mi kullanıyorsun?

‘Okur’ diyorum. Ben yazıyorum, onlar okuyorlar. Blog için geçerli bu tabii, sadece sosyal medyadan bahsedecek olursak takipçi daha isabetli sanırım…

Hedef gösterilmek, olumsuz yorumlar, beddualar uykularını kaçırıyor mu?

Hayır, ama sinirimi bozuyor.

Hiç “dava açmalıyım” dediğin oldu mu?

Evet.

Hırsından oturup ağladığın?

Ben hırsımdan ağlamam pek. Üzülünce ağlarım. Hırsımdan bağırırım, ama onu da yaşamadım blogun bir uzantısı olarak…  (Sakinsin çünkü. Benim tansiyon bile zirveyi gördü İkizler burcu bir kadın olarak.)

Her yazılanın, paylaşımın tepki almasına ne diyorsun? 

Sanırım olumsuz tepkilerden bahsediyorsun. Temeli olan eleştirileri bir kenara bırakırsan, çoğu insanın okuduğunu anlamaya gayret etmediğini düşünüyorum.

Doğan’ın bu yorumlara tepkisi oluyor mu?

Kendi içimizde konuştuğumuzda, evet. Aksiyon almıyor.

Sen hiçbir zaman örnek bir anne olmaya çalışmadın. Ama öyle algılanmak hakkında ne düşünüyorsun?

Çoğu anne çok yalnız ve yol gösterilmeye ihtiyaçları var. Bunu anlıyorum. Ancak bu sorumluluğu buna gönüllü olmayan birine yüklemek kolaya kaçmak oluyor.

Sence bu kötü yorumlar neden oluyor? Mesela ben “kötü bakmak istemeye” bağlıyorum. Bazen de bilerek yaralamak istenmesine.. Ya sen?

İnsanların kendi içlerindeki öfkeye ve yetersizlik hislerine…

Amerika’daki ile buradaki blogger ve izleyenleri arasındaki en göze çarpan 5 özelliği söyleyebilir misin?

Genelleme yapamam ama takip ettiklerim arasında gözlemlediğim kadarıyla: Blogger’lar -bizim burada yaşadığımız siyasi belirsizliklerle çok fazla muhatap olmadıklarından- paylaşımları daha ‘mutlu.’  İzleyenler, buradaki gibi hesap sormuyorlar: Neden reklam yaptın, neden öyle yazdın? Seviyorsa takip ediyor, sevmiyorsa etmiyor.

Sence sen “ünlü” müsün?

Ünlü kelimesinin çağrışımını sevmiyorum ancak sosyal medyanın getirdiği bir tanınmışlığım var.

Başka bir kitap daha yazacak mısın? Bak başlık hazır: “Bir evde farklı boyda 4 erkekle yaşamak” 🙂

Taslakta bir şeyler var. Başlığı o değil 🙂

Çocuklar blogu biliyorlardır. Ne diyorlar? Yorum yapıyorlar mı hiç?

Evet. Ne yazdığımı soruyorlar, okudukları kitapları yazdıklarımı biliyorlar.

Eskiden, 39’unda 3 çocuk annesi olacağını düşünür müydün hiç?

Hayır, iki çocuk annesi olacağımı sanırdım.

Hiç aklından yeniden Amerika’ya dönmek ve orada yaşamak geçiyor mu?

Özellikle son zamanlarda, evet. Ama aklımdan geçtiğiyle kalıyor.

Geçiyorsa beni de asistanın yapar mısın? Çocuklara da bakarım. 🙂

Güçlerimizi birleştirirsek çocuklar kendilerini eğlerler zaten, biz de seninle işimize bakarız!

Peki sence blog- marka işbirlikleri her zaman böyle tepki alacak mı yoksa zamanla oturacak mı? 

Bence oturacak. Oturuyor. Ama işin niteliğine de bağlı…

Reklam alınmasına yurt dışında tepki verilmezken burada neden veriliyor olabilir?

Para ‘elinin kiri’dir bizde (ki ben bile bu bakış açımı kıramıyorum). Annelik de kutsaldır. Hem annelik yap, hem para kazan, olur mu öyle iş?!  (Ah ki ne ah…)

Ne zaman blog yazmanın bir iş olduğu anlaşılacak?

Başlandı. Yedi sene önce yazmaya başladım ben, beş seneyi aşkındır da profesyonel olarak yapıyorum. O zamanlar kimseyi ikna edemiyordum, artık kartvizitimin anlamı var. 🙂

Haftada kaç yazı yazıyorsun? Her güne mutlaka bir yazı koymak istiyor musun? 

Her güne birden fazla yazı koymak istiyorum, o kadar çok anlatacak şeyim var! Ama sosyal medya çıktığından beri bu ihtiyacımı oralardan da karşılar oldum, o yüzden genelde her güne bir yazıyla yetiniyorum. Önceden yetişemiyordum, şimdi bir yardımcım var. Böylece hafta sonları da yazı yayınlamaya geri dönebildim.

İlk sen başladın bu kulvarda yazmaya. Sayının giderek artması hakkında ne düşünüyorsun? 

İlk ben başlamadım. Benden önce yazanlar da vardı. Benim ‘ilk’ olarak yaptığım bir şey varsa, o da ‘hiçbir şey anlatmamak’tır  belki…

Takipçi satın alma konusunda düşüncelerin neler? 

Bugüne kadar hiç yapmadım, kendi adıma organik büyümeye daha çok önem veriyorum. Ve fakat, Facebook’un giderek daha fazla baskılaması organik büyümeyi zorlaştırıyor. Yine de çok klişe olacak belki ama ‘nicelik değil, nitelik’ önemli bence… (Ah Elif, bu konuda sayfalarca kompozisyon yazabilirim…)

Bak çok klasik soru ama, blog yazmak isteyenler neler önerirsin? 

Hiç beklemeden başlamalarını.

Peki bana bir önerin var mı?

Sakın yazmayı bırakma. (Sen de canım, sen de hep yaz…)

Dördüncü çocuk? (Ay bana hep ikiyi soruyorlar ya, bunu yazarken bir garip hissettim.)

Üçüncüyü de düşünmüyordum…

tr

2015 Şubat… Derya henüz annesinin karnına gelmemişken, benim kocanın doğum günüyken, Elif’in koca sahnedeyken…

Aslında daha neler sorasım var da, üç çocuğu var. Benimle mi ilgilensin, oğlanlarla mı, evle mi, kocasıyla mı, bloguyla mı, e -postalarıyla mı? Yakında devamını sorarım ama dayanamam. Cevaplar gelince az önce, yeni sorular belirdi kafamda… Bir gün giderim yanında, dondurma yerken sıkıştırırım. 🙂 Böylesini seviyorum zaten. Aklına geldikçe sor, kısa kısa yaz. Sonra bir daha sor, bir daha yaz. Ah eski gazetecilik günlerim, ah dergi ah ah ah!

 

 

Paylaş

Comments

  1. Cevaplar neden bu kadar kısa, evet, hayır, evet, hayır gibi olmuş sanki.

  2. Güzel bir röportaj olmus ,profesyonel olduğunuz bellik olmuş okurken anladım.Elif hanımı eskiden daha çok takip edebilirdim şimdide arada okuyorum.Olumsuz yorumlar hep oluyor kıskançlık,kendisiyle sorunu olanlar hep elestiri yapiyor nedense takmamak en iyisi ama bende basaramiyorum ama.iyi günler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.